İletişim Bilgileri

SÜRDÖVBISA

Güvenilir Şirket
  • Yetkili Kişi: Halit karabela
  • Telefon numarası: +90 (535) 731-04-12, Halit karabela
  • MSN: halitkarabela@hotmail.com
  • Adres: Sanayi sitesi c blok no 16, Sürmene, Trabzon, 61600, Türkiye

Çalışma Saatleri

Sitedeki güncellemeler

SÜRMENE BIÇAKÇILIĞI VE BUGÜNÜ

SÜRMENE BIÇAKÇILIĞI VE BUGÜNÜ

23.12.2011 00:00

SÜRMENE BIÇAKÇILIĞI VE BUGÜNÜ
Doç. Dr. Haşim KARPUZ

(Türkiye)

  1. GİRİŞ

Bıçak insanın yaptığı ilk alet, belki de tekniğin ilk ürünüdür. Yontma Taş Çağından bu yana bıçak kesici bir alet olup, gündelik eş­ya ve silâh olarak kullanılmıştır. Ortaasya ve Anadolu'da yapılan prehistorik kazılarda çıkan buluntular arasında bıçaklar önemli yer tu­tarlar. İlk bıçaklar çakmak taşı, obsidiyen gibi sert ve kesici taşlar­dan yapılmıştır. Tunç çağının başlaması ile yekpare kabzalı veya ah­şap, kemik saplı bıçaklar yapılmaya başlanmıştır.

Ortaasya'da önemli bir demir çağı kültürü olan Karasuk Kültürü (M.Ö. 1200-700) zengin mezar buluntuları ile tanınır. Hun kurganla­rının öncüsü olan bu mezarlarda çok sayıda hayvan biçimli, süslemeli saplı bıçak ve kamalar bulunmuştur. Hun kurganlarında da bı­çaklar bulunmuştur. Göktürk ve Uygurlar döneminde Türk Maden sanatının geliştiğini bıçak ve kılıçların silah ve günlük eşya olarak kullanıldığını görüyoruz. Göktürk dönemi Balbalları'nda beyler, be­lindeki bıçak ve kılıçları ile tasvir edilmiştir. Burada bıçak ve kılıç kahramanlık ve hakimiyet sembolü olarak görülmektedir. Uygur fresklerinde de bıçak taşıyan figürler görülür. Bıçak Selçuklu döne­mi kaynakları Divan-ı Lügat-it Türk ve Kutadgu Bilig'de "biçek" şek­linde geçmektedir. Bu dönem kültüründe önemli yer tutmaktadır. Anadolu'da Alaeddin Keykubat I zamanında (1220-1237) şehirlerin güvenliğini sağlayan Ahi'lerin bellerinde bıçaklar bulunuyordu. Bu dönemde Kayseri, Konya, Sivas, Erzurum gibi merkezler bıçakçılık sanatı bakımından önde geliyordu.

Kültürümüzde bıçak günlük eşya oluşunun yanı sıra silah olarak sembolik bir değer taşır. Eski bıçaklar ve silahlar ata yadigârı olarak saklanır, odaların en güzel köşelerinde sergilenir, mezar taşlarında bile yiğitlik sembolü olarak bıçaklar ve kılıçlar kazılırdı (Res. 1). Os­manlı döneminde de erkeklerin günlük kıyafetlerinin bir parçası ola­rak bıçakları görüyoruz. Anadolu'yu gezen seyyahlar geleneksel giysi­ler içerisinde Türklerin bellerinde taşıdıkları süslü bıçakları ayrıntıla­rı ile anlatırlar.

Osmanlı döneminde Anadolu'da birçok bıçak yapım merkezinin ortaya çıktığını görüyoruz. Bu merkezlerden bazıları günümüze ka­dar önemlerini korumuştur. Bursa, Balıkesir, Yatağan, Afyon, Anka­ra, Kastamonu ve Sürmene bu merkezlerden birkaçıdır. Bu araştır­manın konusu bu merkezlerden birisi olan Sürmene'de bıçakçılığın bugünkü durumudur. Sürmene bıçağı, tekli sivri bıçak, sivri kama ve meyve bıçağı (çifte), sivri meyve bıçağı ve çatalı ile (üçlü) tanınmış­tır. Sürmene bıçağı silah olarak sadece Doğu Karadeniz bölgesinde değil bütün Anadolu'da haklı bir üne sahipti.

Değişen hayat şartlarına uygun olarak bıçak artık bir silah ve prestij sembolü olmaktan çıkmıştır. Anadolu'nun diğer merkezlerinde olduğu gibi Sürmene'de de geleneksel tarzda çalışan çok az bıçak ya­pım ustası bulunmaktadır. 1930-1950'li yıllardan sonra sivri Sür­mene bıçaklarının taşınması, yapımı yasaklanınca ustalar bu mesle­ği bıraktılar. Bugün az sayıdaki usta çakı, meyve bıçağı, ekmek bıça­ğı, kasap ve çay kesme bıçağı gibi birçok bıçak türlerini yapmaktadır­lar.

Sürmene Trabzon'un 36. km doğusunda Karadeniz'in kıyısında kurulmuş şirin bir ilçemizdir. Bugünkü şehir merkezi Sürmene Deresi'nin denize döküldüğü yerde bulunmaktadır. İlçe yüzey şekilleri denizden taraçalar şeklinde yükselen araziler ve bu arazileri yaran akarsu vadilerinden oluşmaktadır. 1990 sayımına göre ilçe merkezi­nin nüfusu 12.025 toplam nüfus ise 35.200 dür. Ekonomi temelde tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Çay ve fındık temel ürünlerdir. İlçede küçük sanayi ve saç gemi yapımı gelişmiştir.

Sürmene’nin tarihi çok eski yıllara kadar inmektedir. Bugünkü bilgilerimize göre Sürmene Roma döneminde kurulmuştur. Yerleşme­nin yeri birkaç defa değişmiştir. Osmanlı döneminde önemli bir na­hiye olan Sürmene, Aşağı Çavuştu civarında yer alıyordu. 1840-1915 yılları arasında Konakönü’ne, 1915 yılında da bugünkü yerine Humurgan'a taşınmıştır.

Trabzon Vilayeti Salnamelerinde bıçakçılık hakkında kısa bilgiler bulunmaktadır. Sürmene'nin el sanatları ve dolayısı ile bıçakçılık sa­natı üzerinde yeterli araştırmalar yapılmamıştır. Kısa bir bilgi Y. Z. Bıçakçı'nın yazısında verilmiştir. Trabzon Karadeniz'in önemli bir li­manı, İran transitinin de merkezi olduğu için ticaret ve el sanatları bakımından zengin bir şehirdi. 19. yüzyılın sonuna kadar şehirde kuyumculuk, bıçakçılık, demircilik, el sanatları içerisinde önemli bir yer tutuyordu. Trabzon'da ikamet edenler dışarıda ki yakınlarına Trabzon işi hediyeler gönderiyorlardı. Prof. Dr. Yılmaz Önge'nin dede­si merhum Trabzon kadısı Mehmet Baha Efendi iki kızma birer çatal, bıçak takımı yaptırmıştır. (Çizim. 1-2).

Sürmene'de bıçak yapımının 18. yüzyılın sonuna doğru geliştiğini ve bütün bölgede adını duyurduğunu söyleyebiliriz. Sürmene ve Trabzon'da erkekler bellerinde, silahlık içerisinde çifte bıçak, kama, saldırma veya karakulak taşırlardı. 19. yüzyıl Türk kıyafetleri konu­sunda bir kaynak olan Osmanlı Kıyafetleri Albümünde geniş malûmat bulunmaktadır. Bu bıçaklar bu albüm resimlerinde ve 20. yüzyıl başlarında basılan Trabzon kartpostallarında görülmektedir. (Res.2-3). Bölgede erkeklerin yanı sıra kızlar da yanlarında bıçak taşım aktaydılar.

Ey biçağum biçağum

Ben seni satacağum

Hapu köyün içinde

Ben bir kız alacağum.

Yaylaya gidiyikan

Buldum bakır parası

Oğlan gelme peşume

Yersun biçak yarasi.

  1. yüzyılın başların­da Sürmene'de merkeze bağlı Gölonsa (Soğuksu) mahallesinde birçok evde küçük atölyelerde bıçak yapılıyordu. 1950’li yıllar­da bıçak yapılan ev sayısı 200 civarındaydı. Sivri Sürmene bıçakları, üze­rindeki kan olukları yü­zünden öldürücü olduğu için 1933 ve 1953 yılla­rında çıkarılan kanunlarla yasaklandı. Bundan sonra bu sanatta çalışan usta sayısı azaldı. Şimdi bu ustaların yetiştirdiği altı usta geleneksel metotlarla değişik bıçaklar yapmaktadır.

Araştırma sırasında yaşayan eski ustalar zi­yaret edilmiş, halen çalı­şanlarla görüşmeler ya­pılmıştır. Ankara Etnoğrafya Müzesi ve Konya Türk-İslâm Eserleri Müzesindeki Sürmene bıçakları incelenmiştir.

II. sürmene bıçağı yAPIMI

Sürmene bıçağı yaklaşık 20 cm uzunluğunda tek ağızlı, namlusu oluklu sivri uçlu tekli, çiftli olarak veya üçlü olarak yapılan ve kının­da saklanan bir el sanatı ürünüdür. Silah olan bu bıçaklardan başka değişik amaçlı bıçaklar da yapılmaktaydı. Günümüzde sivri bıçaklar yapılmamaktadır.

  1. Ham madde: Bıçağın esas hammaddesi çeliktir. Eskiden çelik Rus vagonlarından, Erzurum'dan, vagon ve fayton yaylarından teinin edilirdi. Günümüzde ise Avrupa ve yerli çelik levhalar halinde satın alınıyor. Bıçağın büyüklüğüne göre sirim (taslak) halinde kesiliyor. Bıçakların saplarında eskiden manda boynuzu, manda ve inek kemi­ği ahşap kullanılıyordu. Manda boynuzu ısıtılınca kolayca şekillenmekte ve kalıba sokulabilmektedir. Kemik saplar ise özellikle bacak­ların (kaval) kemiklerinden alınır. Testere ile kesilerek istenildiği gibi tesviye edilir. Ahşap daha çok ekmek, kasap bıçaklarında kullanılı­yordu. Günümüzde madeni ve plastik bıçak sapları da yapılmakta­dır.

B.Yapım Araçları: Sürmene'de bıçak yapımında kullanılan aletlerin hepsi ustalar tarafından yapılıyordu. Bunların bir kısmı da Sürmene bıçağı yapmaya mahsus el aletleridir.

a.Ocak-Körük: Bıçak yapılacak parçaların dövülerek biçimlendirilmesi ve su verilmesinde kullanılır.

b.Örs: Parçaların dövülmesine yarayan alettir.

c.Makas: Bıçakların boyutuna göre çelik levhaları kesmeye yarayan alettir.

d.Mengene: Bıçağı sabit halde tutup üzerinde işleme yapılmasını sağlayan alettir.

e.Kösre taşı: Bıçakların yüzeylerinin parlatılmasında kullanılır. Bir kolla döndürülen silindir kesitli özel bir taştır. Günümüzün ustaları kösre taşırım yanı sıra motor (zımpara taşı- keçe de kullanmaktadırlar.)

Bıçak yapımında kullanılan küçük el aletlerini de şöyle sıralayabiliriz. (Çizim 3-4).

Çekiç (el çekici, pervaz çekici), keskiler, kıskaç, maşa, iv (oluk aç­ma aleti), dalduz (kının içini boşaltan alet), dipçik, pervaz, elma ve boynuz, kalıp aletleri, yazı aleti, kaplama takma kerpeteni, zımba de­mirleri ve altlıkları, havya, eğe, testere, değişik bıçaklar.

C.Yapım Safhaları (Çizim 5-6)

Sivri bıçak için 4-5 mm kalınlığındaki çelik levha 1-1,5 cm ge­nişlikte ve bıçak uzunluğuna göre (ortalama 20 cm.) kesilirdi. Şimdi yapılan av, meyve, sofra bıçakları boyutlarına göre kesiliyor. Bu ilk şekle "Sirim" deniliyor. "Sirim" ocakta körük ateşi ile tavlanarak "taslak" haline getiriliyor. Bu ilk taslak dövülürken külün içerisine sokulur ve çeliğin sertleşmesi sağlanır. Bundan sonra bıçağın eğe ve­ya kösre ile "tesviye"si yapılır, oluk aletiyle gerekiyorsa oluklar açılır. Eskiden Sürmene ‘de keçe, zımpara taşı kullanılmıyordu. Şimdi usta­lar kullanmaktadırlar.

"Su verme" işlemi bıçak et renginde kırmızı oluncaya kadar tavlandıktan sonra Yunus balığı yağı içerisine batırılmak suretiyle yapı­lır. Balık yağı içerisine bıçak dik gelecek şekilde daldırılır ve çevrilir. Daha sonra parlatma keçesinde bıçak parlatılır. Kösre taşında ince olarak bilenir.

Sapların takımı: Saplar inek kemiğinden yapılır. Önce testere ile kesilen kemikler eğe ile tesviye edilir, matkapla delikleri delinir. Bıça­ğın sap kısmı üç tane çivi (kusput) ile perçinlenir. Bazı bıçakların sapları düz, bazıları da boğumlu yapılır. Boynuz saplar bazen burmalı yapılmaktadır.

Sap takımından sonra "elma ve perçinleme" işi yapılır. "Elma" bı­çak ile sap arasındaki süslü kısımdır, iki parçadan oluşur ve birbiri­ne lehimlenir. Elma kısmının uzunluğu yaklaşık 2cm dir. Elmanın yan yüzlerde bıçağın gövdesi üzerine taşan kısmına "Pervaz" denir. Pervaz iki yanda ağız kısmından sırta doğru girinti çıkıntılar yaparak uzanır. Pervaz uzunluğu 2,5 cm kadardır.

Bundan sonra bıçağın ağzı ve ucu, kösre taşında inceltilir. Parlat­ma işlemi tamamlanır. Eskiden sadece kösre, zımpara ile parlatılıyor­du, şimdi motor (zımpara-keçe) ile polisaj (parlatma) yapılıyor. Sap kısmı da eskiden zeytinyağına odun kömür tozu katılıp sürtülerek parlatılıyordu.

Süsleme: Elma ve pervaz üzerinde kazıma suretiyle yapılmakta­dır. Değişik dalgalı hatlar, zigzaglar ile bordürler elde edilir. Bu motif­ler yazı aleti (kalemi) ile gerçekleştirilir. Pervazın yan yüzlerinde "Sür­mene Hatırası" yazılmaktadır. "Bırakma Beni, Korurum Seni" yazılı olanları da vardır.

Kın Yapımı: Sürmene bıçağının yapımında son safhayı teşkil eder. Kın iki kısımdan ibarettir. Ahşaptan yapılmış, üzerine meşin kaplanan gövde ile tekneden yapılmış dipçik kısmı.

Kın gövdesi çoğunlukla kızılağaçtan yapılır. Taslak kabaca kesilir ve bıçakla şekillendirilir. Ortadan ikiye bölünerek bıçağın şekline gö­re "Dalduz" aleti ile iç kısımları boşaltılır. Bıçak içten kontrol edilir ve son tesviyesi yapılır. Dipçik kısmı yerleştirilir. Madeni dipçik kısmının içerisinde bıçağın sivri kısmı çıkar. Dipçiğin uç kısmında yuvar­lak topuz vardır.

Bundan sonra gövde üzerine meşin sarılarak dikilir. Kın güzel gö­rünsün diye altına ince renkli deri ve kumaş koyulur. Üzerine sıra sı­ra delikler açılarak süs motifleri yapılır. Ağız kısmında deri saçaklı bırakılır ve kemere takılabilmesi için askı yapılır. Bazı kınların dipçik kısmı takılabilmesi için asla yapılır. Bazı kınların dipçik kısmı üzerin­de kazıma suretiyle yapılmış süslemeler mevcuttur. (Çizim 7).

  1. Yapılan Bıçak Çeşitleri: (Çizim:8, Resim 4)

Eskiden ustalar başta sivri bıçak türleri olmak üzere çeşitli sof­ra, kasap ve av bıçaklarını yapıyorlardı. Şimdi sivri bıçak yapılma­maktadır.

  1. Tekli Sivri bıçak: Silâh olarak yapılan bıçaktır. Uzunluğu 10 cm ile 25 cm arasında değişir. Tek ağızlıdır. Sapları sivri uçlu veya boğumlu yapılırdı. Perçin üzerinde "Sürmene Hatırası" yazılırdı.

  2. Üçlü Bıçak: Çifte bıçağın kınına birde yemek çatalı yerleştiril­miş olan bıçak türüdür.


3. Kama: Uzunluğu 30 cm genişliği 5 cm olup gövdesi iki ağızlı ve sivri uçludur. Üzerinde kan olukları vardır.

4. Saldırma: Uzunluğu 35 cm den fazla, hafif eğri gövdeli ve tek ağızlı bir bıçaktır.

Belimdeki biçağum

Saldurmadır saldurma

Sevdiumi alana

Mevlam murat aldırma

  1. Karakulak (Hançer) : (Res. 2)

Ortalama 60 cm uzunluğunda yarıdan yukarısı eğri tek ağızlı bir bıçaktır. Bıçağın sapının uç kısmı iki çatallıdır. Bunlara ku­lak denir. Bıçak adını bu kulaklardan al­maktadır.

Kama, saldırma, karakulak yasaktan önce az sayıda yapılı­yordu. Bunların yanı sıra çeşitli sofralarda, kasap bıçakları, balık bıçakları, çakılar yapı­lıyordu. Günümüzde bu günlük kullanım bıçaklarına çay kesme bıçakları ilâve edilmiş­tir. Ayrıca av bıçakları ve çakılar yapılmakta­dır. Evinde bıçak yapan usta sayısı 10 kişi civarındadır. Bazı eski us­taların torunları birleşerek bir bıçak sanayisi "Sürmene Bıçak Sana­yii" kurmuşlardır. Bu imalâthanede pres ve kalıplar, bant usulü zağ­lama ile seri halde bıçak üretilmektedir.

Eskiden ustalar yaptıkları bıçakları bir çuval içinde veya küçük kapalı kutularda dolaştırarak satarlardı. Trabzon'a diğer şehir ve ka­sabalara gönderirlerdi. Bugünkü ustalar yaptıkları bıçakları daha çok Sürmene çarşısında ve Trabzon'da pazarlamaktadırlar.

E. Bıçak Ustaları:

Sürmene'de ustalar evlerinde çalışır. Bu sanat, babadan oğula usta-çırak şeklinde geçmiştir. Kanuni yasaklamalardan önce usta sayı­sı 200 civarındaydı. Bugün tespit edebildiğimiz usta sayısı oldukça azalmıştır. Eskiden iyi ustaların bıçağını taşımak modaydı. Hatta bazı usta­ların ünü türkülere dahi yansımıştır.

Belimdeki biçağum

Keloğun yapısıdır

Aç koynuna gireyim

Cennetin kapısıdır.

İsmail Karali us­tanın hatırladığı en eski ustalar şunlar­dır: Bıçakçı Hafız, Hacı Karali, Mah­mut ve Yusuf İspiroğlu, Liya. Hristo, Seyyidoğlu Mustafa, M. Ali Karali, Temel Karali. İbrahim Sönmez (1921-1988) (Res. 4). Hacı Turan, Süleyman Usta, Hasan Sön­mez, Hasan Temelli, Necati Karali, Sü­leyman Rıza.

Yaşayan usta­lardan tespit edebil­diklerimizde şunlar­dır: İsmail Karali (Res 5). 1903 yılın­da, Soğuksu mahallesinde doğdu. Ustası Hacı Karali’dir. A. Ali Uzun (63 yaşında), Mustafa Korali, Mustafa İspir, Paşa Akçay (60 yaşında), Süleyman Demir (çakı ustası), Fevzi ve Remzi Sönmez kardeşler (Res. 6).

III. SONUÇ:

Sürmene bıçakçılığının başlangıç tarihini kesin tespit edemiyoruz. Sürmene bıçağı tek ağızlı sivri, çift ağızlı kaması ve diğer çeşitleri ile mahalli özellikler taşıyan bir el sanatı ürünüdür. Yapısı, taşarımı, sap, elmas-pervaz, gövde süslemeleri ve kınıyla bir sanat eseri (etnoğrafik eser) niteliğindedir.

Sivri bıçaklar 6136 Sayılı kanunun 1. ve 4. maddesine göre ya­saklandıktan sonra bıçakçı ustaları bu mesleği bırakmışlardır. Çalış­malarını sürdürenler ise malzeme, araç. gereç zorluğu çekmekte, ürettikleri sofra, av bıçaklarını pazarlayamamaktadırlar. Ekonomik bakımdan zorluk çekmektedirler.

Sürmene bıçağı sadece sivri bıçak "silah" değildir. Meyve bıçağı çatalı, diğer sofra, av bıçakları ile günlük hayatta belirli bir ihtiyacı karşılamaktadır. Bu el sanatının yaşatılabilmesi için ustaların prob­lemleri ayrıntılı bir şekilde tespit edilerek kendilerine devlet desteği sağlanmalıdır. Burada önemli olan bıçağın yasaklılığının kaldırılma­sıdır. Geleneksel formları korunarak gövde üzerindeki kan olukları olmayan, keskin ağızlı bıçakların üretimi yapılabilir. Sürmene bı­çağı hatıra ve turistik eşya olarak yaşatılabilir.

Sürmene bıçağı konusunda çok geniş kapsamlı bir araştırma ya­pılarak tarihçesi, yapım aşamaları, yaşayan ustaları, örnekleri ile belgelenmesi gerekir. Bu konuda bir belgesel etnografik film hazırlanmalıdır. Ayrıca araştırma yapılarak bazı bıçak örnekleri müzeleri­mize özellikle Trabzon Müzesine kazandırılmalıdır. Bölge halkının kültür ve folklorunda halk oyunlarında (bıçak oyunları) önemli bin yeri olan Sürmene bıçağı i milletimizin silah sevgisinin sembolü olarak korunup yaşatılmalıdır.

Önceki Haberler
Kurbanlık Bıçaklar Video
Kurbanlık Bıçaklar Video

21.12.2011 00:00

TRT Çekimi
Kurbanlık Bıçaklar Video
Kurbanlık Bıçaklar Video

21.12.2011 00:00

NTV Çekimi
Maceracı
Maceracı

19.12.2011 23:00

SAMAN YOLU TV Çekimi